Bu içeriğimizin sonuna geldik. Framar olarak “İran’da kaç füze var” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.
İran’da Kaç Füze Var? Bir Kayseri Günlüğünden Parçalanan Düşünceler
Sitemizden Önerilen: İran'da kadınlar nasıl giyinmeli ?
Framar’ya hoş geldiniz. Bu yazımızda merak ettiğiniz “İran’da kaç füze var” konusunu sizin için araştırdık.
Bir akşamüstü: televizyonda donup kalan cümle
O gün Kayseri’de hava soğuktu. Martın sonuna yaklaşmıştık ama rüzgâr hâlâ kıştan kalma bir sertlik taşıyordu. Eve erken gelmiştim. Çantamı kapının yanına bıraktım, ayakkabılarımı çıkardım ve hiç düşünmeden televizyonu açtım.
Ekranda haberler akıyordu. Tanıdık yüzler, yabancı şehirler, anlamı yarım kalan cümleler… Sonra bir kelime takıldı kulağıma: “gerilim”. Ardından başka bir soru: “İran’da kaç füze var?”
O an içimde garip bir boşluk oluştu. Sanki biri çok uzak bir yerde taşları havaya fırlatmış da, o taşlar benim odamın içine düşüyormuş gibi. Ne yapacağımı bilemedim. Kumandayı elimde çevirdim, sesi kıstım, sonra tekrar açtım. Çünkü merakla korku aynı anda içime dolmuştu.
İran’da kaç füze var? Bu soru ekranda sadece birkaç saniye kaldı ama benim zihnimde uzun süre yer etti.
Günlük sayfalarına düşen tedirginlik
O gece defterimi açtım. Uzun zamandır yazmıyordum. Kalem elimde ağırlaştı. Kayseri’de yaşamak bazen sessiz bir tekrar gibi geliyor: aynı sokaklar, aynı market kuyruğu, aynı otobüs sesleri…
Yazmaya başladım:
“Bugün televizyonda bir soru duydum. İran’da kaç füze var? Bunu neden merak ediyoruz? Neden bazı sayılar bu kadar uzak ama bu kadar yakın hissettiriyor?”
Yazdıkça içim biraz daha açıldı ama tamamen rahatlamadım. Çünkü bu soru sadece bir bilgi arayışı değildi. İçinde bir tedirginlik, bir belirsizlik vardı. Sanki dünyanın herhangi bir yerinde olan bir şey, bir anda benim geleceğime dokunabilirmiş gibi.
İran’da kaç füze var? Bu cümle defterimde tekrar tekrar dolaşmaya başladı.
Arkadaş sohbeti: çay ocağında yarım kalan cümleler
Ertesi gün arkadaşlarla çay ocağında buluştuk. Kayseri’de çay ocaklarının kendine özgü bir dili vardır; kimse yüksek sesle konuşmaz ama herkes her şeyi bilir gibi davranır.
Konuşmalar dönüp dolaşıp yine haberlere geldi. Biri “dün gece yine gerilim artmış” dedi. Diğeri telefona bakıp başını salladı.
Ben dayanamadım, sordum:
“İran’da kaç füze var diye bir şey duydunuz mu hiç?”
Masada bir sessizlik oldu. Sonra biri güldü, “onu kim biliyor ki” dedi. Ama o gülüşün içinde rahatlık yoktu. Daha çok bir kaçış vardı.
O an fark ettim: Bu soru aslında kimsenin net cevabını bilmediği bir şeydi. Ama bilmemek bizi rahatlatmıyordu. Tam tersine, belirsizlik büyüyordu.
İran’da kaç füze var? sorusu, çay bardaklarının buğusunda asılı kaldı.
Otobüs durağında düşünceler: uzak ama çok yakın
Bir sabah işe giderken otobüs bekliyordum. Hava griydi. İnsanlar montlarının içine gömülmüş, telefonlarına bakıyordu. Kimse göz teması kurmuyordu.
Kulaklığım yoktu o gün. Şehrin sesi bana fazla geliyordu: motor sesleri, ayak sürtünmeleri, uzak bir inşaat gürültüsü…
Tam o sırada içimden yine aynı soru geçti: İran’da kaç füze var?
Bu kez soru daha farklı hissettirdi. Sanki artık haberlerden değil de zihnimin içinden geliyordu. Ve bu beni rahatsız etti. Çünkü bazı sorular insanın içine yerleşince, dış dünyanın parçası olmaktan çıkıyor.
Otobüs geldiğinde herkes aynı anda hareket etti. O kalabalığın içinde bir an düşündüm: Bu kadar insan, bu kadar hayat… Hepsi kendi derdiyle meşgul ama dünyanın başka yerindeki bir sayı hepimizin düşüncesine sızabiliyor.
Gecenin sessizliği: korku, umut ve anlam arayışı
Gece olduğunda ev daha sessizdi. Kayseri’nin geceleri sert olur; rüzgâr pencereye vurur, sokak lambaları titrek yanar.
Yatağa uzandım ama uyuyamadım. Tavana bakarken zihnimde sorular dolaşıyordu.
İran’da kaç füze var?
Bu soruyu neden bu kadar düşündüğümü anlamaya çalıştım. Belki de mesele füze sayısı değildi. Belki mesele, kontrol edemediğimiz şeylerin varlığıydı. Belki de insanın en büyük korkusu, bilmediği şeylerin bir gün kendi hayatına dokunma ihtimaliydi.
Ama sonra başka bir duygu geldi: umut. Evet, garip ama umut. Çünkü her şey bu kadar büyük ve karmaşıkken, hâlâ sabah uyanabiliyor olmak bile bir devam etme haliydi.
Defterime tekrar yazdım:
“Bilmiyorum İran’da kaç füze var. Ama biliyorum ki ben hâlâ buradayım. Hâlâ yazıyorum. Hâlâ hissediyorum.”
Bir haberin ardından gelen kırılma
Birkaç gün sonra yine haberlerde aynı konu vardı. Aynı cümleler, aynı belirsizlik. Ama bu kez farklı hissettim. Daha az korku, daha çok yorgunluk…
Sanki dünya sürekli bir şeyleri sayıyor, ölçüyor, karşılaştırıyordu. Ve biz bu sayıların içinde kendi duygularımızı kaybediyorduk.
İran’da kaç füze var? sorusu artık bir bilgi sorusu olmaktan çıkmıştı benim için. Bir çağın ruhunu temsil ediyordu: uzak olanın bile içimize sızabilmesi, kontrol edemediğimiz şeylerin zihnimizde büyümesi…
Son not: kendi iç sesime dönmek
Bugün yine defterimi açtım. Kayseri’de hava daha sakin. Rüzgâr azalmış.
Şunu yazdım:
“Bazı soruların cevabı yok. Bazı soruların cevabını bilmek de insanı rahatlatmıyor. Ama yine de soruyoruz. Çünkü belki de soru sormak, hayatta kalmanın bir yolu.”
İran’da kaç füze var?
Bu soru hâlâ orada bir yerde duruyor. Ama artık beni eskisi kadar korkutmuyor. Çünkü anladım ki asıl mesele sayı değil. Asıl mesele, o sayının bizde uyandırdığı duygular.
Ve ben hâlâ hissediyorum. Hâlâ yazıyorum. Hâlâ buradayım.